Sizin hayalleriniz..,Bizim işimiz. Pardus... Özgürlük İçin...
Hosgeldiniz! e-posta: shabidyn@yahoo.com
Milliyet Yorumlar Hürriyet Yorumlar Site Hakkında

SON MAKALELER

(24-Eylül-2007)Shabidyn

TÜRBAN ve ANAYASA DEĞİŞİKLİĞİ TÜRK MİLLETİNİN ÖNCELİĞİ DEĞİLDİR !


AKP’yi Türkiye’nin liberal dönüşümünü sağlayan ve dünya ekonomisine entegre etmeye çalışan ANAVATAN partisiyle karıştırıp istikrar var diyerek iktidara getiren bilinçsiz halk kitleleri sayesinde şimdilerde tuhaf şeylerle yaratılan gündemlerde havanda su dövüyoruz. AB/D’nin güdümünden başka hiç bir yol bilmeyen vizyonsuz AKP liderlerini de Özal ile karıştıran halkımız şaşkın şekilde olanları izlemektedir. Bir de yalaka medya tarafından (aslında görgüsüz ve kaba uslubu olan) bu kişiler karizmatik ve bulunmaz hint kumaşı olarak lanse edilmektedirler. Daha geçenlerde bunlardan bir bürokrat Avrupa’da Mevlana ile ilgili bir toplantıda ayakkabılarını çıkarıp, beyaz çoraplarıyla oturduğu koltuğa bağdaş kurmuş ve Türkiye’yi rezil etmişti. Sonradan öğrendik ki bu şahıs eski bir Din ve Ahlak Bilgisi öğretmeni ve imam hatip mezunu aslında vasat bir elemanmış. Mevlana herhalde kendisini böyle görgüsüz birinin temsil etmesini istemezdi. Dinci siyasilerin çoğunda bu durumu gözleyebilirsiniz. Biz bu dünyanın işlerini fazla önemsemiyoruz havasındadırlar ama aynı zamanda da siyasi kadroları işgal ettikleri için dünyevi işlerle de uğraşmak zorunda olduklarından bu tarz oturumlarda içinde bulundukları hayal aleminden çıkamayarak saçma durumlara yol açabiliyorlar, çünkü dünya onların algıladığı gibi ya da insanlara algılatmaya çalıştıkları gibi değil.

Medya düpedüz güdümlüdür ve olaylara biraz eleştirel yaklaşanlar ise (örneğin KanalTürk) hemen en ağır cezalara uğramaktadırlar. Bu yapıda medyanın bağımsız olması da beklenemez, çünkü medyanın arkasında holding patronları vardır. Bir medya şirketinin aynı zamanda bir holdingin parçası olması onun doğrudan göbekten iktidara bağlanmasına yol açıyor. 2001’deki bankalar krizinden hatırlanacağı üzere holding bankalarının çoğu batmıştı. Bankaları kendi kumbaraları gibi kullanmışlardı. Sonra IMF’nin de baskısıyla holdinglerin banka sahibi olması zorlaştırıldı oluşacak risklerden holdingin anasının dinine kadar herkes sorumlu tutuldu. Bu sayede holdinglerin çoğu banka sahibi olmaktan korkar hale geldiler. Gerçekten finans sektöründe kalmak isteyenler haricindeki tüm holding bankaları ya satıldılar ya da hisselerinin büyük kısımlarını yabancılara devrederek banka işinden vazgeçtiler. Medyası olan holdinglerin de aynı düzene getirilmesi gerekir. Bir medya şirketinin herhangi bir başka holdingle ilişkisinin olmaması ve işinin sadece medya sektörü olması şarttır. Bu sayede iktidar dalkavukluğundan kurtulup daha halka yakın, ulusal çıkarlara yakın, muhalefeti filtrelemeyen bir medya ortaya çıkacaktır. AB/D’de böyledir. Bir WashingtonPost bir NewyorkTimes, FinansalTimes yüzyılı aşkın süredir vardır ve ulusal çıkarları savunagelmişlerdir hep, en basit bir haber metninde dahi gerekli tüm açıklamaları görürsünüz. İşleri medya ve dolayısıyla halkı bilgilendirmek olduğundan adamların haber metinleri bile edebi hale gelmiştir. Bizdeki gibi başlığı farklı içeriği farklı ve yanlış ifade edilmiş yazılara rastlayamazsınız.

Tekrar başa dönelim, şu andaki gündemimiz nedir? Türban (aslında tesettür) ve Anayasa değişikliği! Halkın %48’i AKP bunlarla uğraşsın diye mi onları iktidara getirdi? Türban’ı problem edenler halkın %1-2’sini geçmez bunu yapılan anketler ortaya koyuyor, Anayasa değişikliği ise kesinlikle halkın öncelik sıralamasında bile yeri olmayan bir iş. Ayrıca medyanın karizmatik diye lanse ettiği kişilerin yaygarasıyla gümbürtüye giden şu soruyu başta medyanın kendisi neden sormuyor “AKP hükümetinin sivil anayasa diye tutturduğu şu günlerde neden kimse bizim siyasal ve hukuksal olarak AB ye girmek için gerekli tüm anayasa değişiklikleri yaptığımızı ve böylelikle müzakere sürecinin başladığını ve şu anki anayasamızın 1982'de kabul edilen metinden çok farklı olduğunu hatırlamıyor ya da hatırlatmıyor ?”

Halk AKP’yi bu saçmalıklarla zaman kaybederek kendilerinin dinci siyasi alt yapılarına hizmet etsinler diye değil biraz da mikroekonomik refomlar yapılsın ve istihdam da artsın diye iktidara getirdi. Geçmiş dönemde Ecevit hükümetinin intiharı göze alarak yaptığı bankacılık düzenlemelerini ve Deviş’in kararlarını uyguladılar. Makroekonomik dengeleri sağlıyoruz diyerek özelleştime adı altında varlık satışına başladılar. Ve bunları işte ülkemize yabancı sermaye geliyor diye yutturdullar. Dünyadaki akışkan para miktarı çok olduğu için şanslıydılar, bu sayede hem daha kolay borç para alabildiler (şu anda iç ve dış borç 480 milyar dolar) hem de satışa çıkardıkları herşeyi kolayca satabildiler. Bunun en önemli sebebi de dünyada en yüksek reel faizi AKP veriyor. Yabancılar verdikleri paraların faiziyle bizim kuruluşlarımızı leblebi gibi topladılar hala da topluyorlar çünkü bu süreç devam ediyor. Bu hükümetin asli görevi yabancılara satılabilecek yeni şeyler bulmak ve dinci siyasetin alt yapısını sağlamlaştırmaktır. Örneğin dünyanın hiçbir yerinde olmayan su kaynaklarının özelleştirilmesi, konut ya da daire değil düpedüz tarım arazilerinin, güzel vatan topraklarının yabancılara kolonileşmelerine dahi izin verecek düzeyde satışına göz yumulması bu dinci siyasiyelerin buluşlarıdır.

O zaman biz Temmuz-2007 seçimi niye yaptık? Bir şekilde düzen sağlansın hükümet işine baksın diye değil mi? Ama şu anda hiç de rahat bir iç siyasi ortam yok, üstelik tamamen yapay ve şimdi güç bende ne yapabilirsem kardır mantığıyla hareket eden bir zihniyet var. Birkaç kişilik grup toplaşmış bir otelde kafasına göre anaya taslağı hazırlıyor, taslak içeriğinden Cumhurbaşkanının bile haberi yok. Bu grup tereddütte kaldıkları yerleri Başbakan’a gönderiyor (örneğin Türban’ın anayasaya girmesi,vb) O da herhalde bunları değerlendirip olur ya da olmaz diyecek. Bu arada özerk olan kurumlar da siyasileştirilmeye çalışılıyor. Anayasa mahkemesi 17 üyeye çıkarılıp 8’ini hükümetin ataması öneriliyor, sanki orası bakanlar kurulu!? Üniversitelerde türban yasağının kaldırılmasına uğraşılıyor. Bu şekilde ilerleyerek ayağına basmadıkları Cumhuriyet kurumu kalmayacak herhalde, doğal olarak ayağına basılan her kurum demokratik olarak sesini yükseltiyor. Hala demokrasi varken bunu yapmalarından daha doğal ne olabilir? Ama başbakan rektörlere “siz kendi işinize bakın!” diyerek demokratik ve karizmatik bir olgunluk gösteriyor. Bu demokratik tepkilere örnekler verelim.

YÖK Başkanı Erdoğan TEZİÇ : "Bilindiği gibi yükseköğretim kurumlarında uygulanmakta olan türban yasağı, yüksek mahkemelerin ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin kararlarıyla oluşan bir hukuki durumdur. Bu hukuki durum ortaya çıkarken, Türk yüksek mahkemelerinin Türkiye Cumhuriyeti Anayasası ile Atatürk ilke ve devrimleriyle oluşturduğu laik tanımı ve yorumu, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi tarafından Avrupa norm ve değerleriyle de uyumlu bulunmuştur. Bu nedenle Rektörler Komitesi Anayasa'da kılık kıyafet serbestliğini öngörecek bir düzenleme yapılmasının hukuken mümkün olamayacağını bir kez daha kamuoyuna hatırlatmak sorumluluğunu duymaktadır." Teziç, şuanki durumun Avrupa normları ile örtüştüğünü anlattı.

Rektörler Erdoğan'a tepkili : Başbakan Tayyip Erdoğan'ın "İşlerine baksınlar" dediği üniversite rektörleri, "Biz zaten kendi işimizi yapıyoruz" diyerek tepki gösterdi. ODTÜ Rektörü Prof. Dr. Ural Akbulut, Yeni Anayasa'nın 70 milyona ait olacağını belirterek, Hepimizi tek tek ilgilendiriyor. Rektör dışında vatandaş olarak da ilgilendiriyor. Yönetmeliklerimizde, türban dini simge ve üniversiteye girilemez deniyor. Burada yapılacak değişiklik üzerine görüş bildirdik" dedi. 19 Mayıs Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ferit Bernay, "Açıklamalarımız doğru ve yerinde" derken, Ankara Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Nusret Aras, "Hem ’Görüşlere açığız’ diyor, hem ’Kendi işinize bakın’ diyor, bu bir çelişki" diyerek Başbakan Erdoğan'a tepki gösterdi.

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Abdurrahman Yalçınkaya : ''Hukukun üstünlüğünün kabul edildiği çağdaş ülkelerde, yargı organlarınca ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesince (AİHM) Anayasa ve yasaların verdiği görev ve yetki çerçevesinde yasak getirilen fiiller, yasalarda, hele hele Anayasa'da değişiklikler yapılarak yasal hale getirilmemelidir'' dedi.Yalçınkaya, anayasa değişikliği çalışmalarıyla ilgili yazılı bir açıklama yaptı.

Başsavcı Yalçınkaya, mevcut Anayasa'nın, ''Ulusal Kurtuluş Savaşı sonucu yurdu düşman işgalinden kurtaran ve yüzyıllarca milli ve manevi değerleriyle özgür ve bağımsız yaşamayı ilke edinen yüce Türk halkına, bir devlet şekli olan Cumhuriyeti armağan eden Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk'ün, milliyetçilik anlayışı ile inkılap ve ilkelerini, Türk vatanı ve milletinin ebedi varlığını ve Yüce Türk Devleti'nin bölünmez bütünlüğünü, millet iradesinin mutlak üstünlüğünü, egemenliğin kayıtsız şartsız Türk milletine ait olduğunu ve bunu millet adına kullanmaya yetkili kılınan hiçbir kişi ve kuruluşun, Anayasa'da gösterilen hürriyetçi demokrasi ve bunun gerekleriyle belirlenmiş hukuk düzeninin dışına çıkamayacağını, hiçbir faaliyetin Türk milli menfaatlerinin, Türk varlığının, devleti ve ülkesiyle bölünmezliği esasının, Türklüğün tarihi ve manevi değerlerinin, Atatürk milliyetçiliği, ilke ve inkılapları ve medeniyetçiliğinin karşısında koruma göremeyeceği ve laiklik ilkesinin gereği olarak kutsal din duygularının devlet işlerine ve politikaya kesinlikle karıştırılamayacağı'' gibi temel esasları belirlediğini vurguladı.

Mevcut Anayasa'nın başlangıç kısmı; değiştirilemeyeceği, değiştirilmesinin teklif edilemeyeceği belirtilen ilk 4 maddesiyle birlikte değerlendirildiğinde, bir bütünlük, bir tamamlayıcılık oluşturduğunun dikkate alınmasını isteyen Yalçınkaya, bu durumda başlangıç kısmındaki temel ilke ve esaslardan bir kısmı çıkartıldığında, değiştirememe yasağı bulunan ilk 4 maddedeki ilke ve esaslardan ikinci maddenin üçüncü satırında yazılı olan ''başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan'' ibaresinin sınırlandırılmış, kısıtlanmış, yönlendirilmiş olacağını ve dolayısıyla yasağın da ihlal edilmiş sayılacağını ifade etti.

Başsavcı Yalçınkaya, ''Bu nedenle Anayasamızın başlangıç kısmından, bütünlüğü bozan temel ilkeler ve esaslar çıkarılamayacağı gibi ilk 4 maddeye aykırı olan ilkeler de eklenemez. Aksi düşünüldüğünde değiştirememe yasağı bulunan ilk 4 madde dışındaki maddeler korumasız kalır ve değiştirilmesinde keyfiliğe yol açar. Anayasamızın diğer maddelerinde yapılacak değişiklikler hiçbir halde başlangıç kısmında ve değiştirememe yasağı bulunan ilk 4 maddesinde belirlenen temel ilke ve esaslara aykırı olamaz. Bu bağlamda değiştirmeme yasağına, ikinci maddede bahsi geçtiğinden, başlangıç kısmı da dahildir. 'Anayasa'nın başlangıç kısmı, anayasa metnine dahil değildir' denilmesi de mümkün değildir'' görüşünü belirtti.

Milli iradedeki amaç,

Demokrasilerde, yapılacak milletvekili seçimleriyle milli iradenin belirleneceğini ifade eden Yalçınkaya, şunları kaydetti:

''Bu milli irade, yönetime gelenler tarafından partisine oy verenlerin düşünce ve niteliklerinin parti doğrultusunda olduğunu göstermez. Milli iradedeki amaç, halkın kendisini yönetecek kişileri belirli bir dönem için seçme hakkına dayanarak serbest, eşit, gizli, tek dereceli, genel oy, açık sayım ve döküm esaslarına göre yargı yönetim ve denetimi altında yapılacak seçimden sonra parti programlarına uyup uymadıkları, program dışına çıkıp çıkmadıkları, programda belirtilen hedeflere başarıyla ulaşıp ulaşmadıkları yönleriyle denetlenmek üzere yürütme organına getirmektir.'' Partilerin, halka saygı gereği, tüzük ve programlarında ve seçim bildirgelerinde yazılı olan amaçlar dışına çıkmamaları gerektiğini vurgulayan Yalçınkaya, bu nedenle Anayasa ve yasalarda, siyasi partilerin ve yönetimde bulunan siyasi partilerin tüzük ve programlarının, seçim bildirgelerinin, beyan ve eylemlerinin, ''devletin bağımsızlığına, ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne, insan haklarına, eşitlik ve hukuk devleti ilkelerine, millet egemenliğine, demokratik ve laik cumhuriyet ilkelerine aykırı olamayacağı; sınıf veya zümre diktatörlüğünü veya herhangi bir tür diktatörlüğü savunmayı ve yerleştirmeyi amaçlayamayacağı, suç işlenmesine teşvik edemeyeceğinin'' açık ve seçik olarak kurallara bağlandığına ve yasaklandığına işaret etti.

Yalçınkaya, açıklamasında, ''Buna göre yürütme erkiyle görevlendirilen her partinin halkını kucaklaması, hiçbir ayrım gözetmemesi, yansız olduğunu hissettirip her kesime güven vermesi gerekmektedir'' dedi.

Anayasa Mahkemesi ile Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK) bir kısım üyelerinin, Türkiye Büyük Millet Meclisince seçilmesi kuralının yargıyı siyasete yönlendireceğini, siyasallaştıracağına dikkati çeken Yalçınkaya, yüksek mahkeme üyelerinin belirli bir süreden sonra yeniden seçilmeleri veya artık seçime girememeleri kuralının da ''tabii hakim'' ilkesiyle meslekte ihtisaslaşma ilke ve esaslarına aykırılık oluşturacağını ve meslekte verimliliği eksilteceğini vurguladı.

Daha başka örnekler de sunmak mümkün ama bu yazının yeri bunlara yetmez. Son zamanlarda TÜSİAD’ın uyarılarıyla Anayasanın ilk 3 maddesine dokunulmayacağına dair AKP’den mesajlar geldi. Buna da şükür mü diyeceğiz? Ne yazık ki Cumhuriyet mitinglerinde dile getirilen sakıncalar bir bir ortaya çıkmaya başladılar. Dünyada çağdaş ülkelerde bir örneği dahi kalmamış dinci siyasilerle Türkiye’nin çağdaş bir ülke olamayacağı bir kez daha şu süreçte ispatlanıyor. Ama Bekir COŞKUN’un dediği gibi “Göbeğini kaşıyan adam”ın ne yazık ki bunu anlamasını sağlamamız/beklememiz gerekiyor, çünkü onlar çoğunluktalar, hep çoğunluk bırakıldılar Menderes’ten beri!

Konuya yakın kısa bir öykü ile yazıma son vermek istiyorum. Birgün akrep derenin karşısına geçmek istemiş. Suya girmesi imkansız. Yakında bir kurbağa görmüş. Kurbağa kardeş beni derenin karşısına geçirsene demiş. Kurbağa, hayır olmaz demiş, sen beni sokarsın seni geçiremem demiş. Yahu olur mu öyle şey demiş akrep, sen beni geçir karşıya birşey yapmam sana. Kurbağa, akrebe inanmış ve onu sırtına alıp dereyi geçmeye başlamışlar. Tam derenin ortasına geldiklerinde akrep kurbağayı sokmuş. Kurbağa bağırmış ne yaptın niye soktun beni şimdi ikimizde öleceğiz diye inlemiş. Akrep: Napayım huyum bu! Demiş. Evet, size de iyi akrepler pardon esenlikler dilerim !



ÖNCEKİ MAKALELER

SEÇME YAZILAR

TEKNOLOJİ

TAVSİYE SİTELER

Merak ettiğiniz sorgulamalar... En kapsamli Beşiktaş yaşam ve firma rehberi, 2008... İlk Kurşun İzmir'de Ocak 2006'dan beri aylık yayımlanan Atatürkçü gazetedir